Blogumuzda bulunan yazılar tamamen bilgilendirme amaçlıdır.Hastalık ve rahatsızlıklarınızın tedavisi için lütfen doktorunuza veya enyakın sağlık birimine başvurunuz.

22/12/2009

Çocuğunuz kız mı olsun Erkek mi?

Erkek Olsun İstiyorum!



Seks yapmadan önce, eşinizin sperm sayısını arttırması gerekiyor. Bunun için bir süre bol pantolon giymeli ve her gün soğuk suyla testislerini silmeli. Bu yöntemle eşinizin sperm sayısının artmasına sebep olacağı içim bebeğinizin erkek olma olasılığını yükselebilir. Cinsel ilişki sırasında ise köpekleme pozisyonunu kullanmanız ve ilk sizin orgazm olmanız gerekiyor. Cinsel ilişki için en iyi zaman: Adetten hemen sonraki hafta.

Kız Olsun İstiyorum!
Kız olmasını istiyorsanız, yüz yüze ve daha yavaş ritimli bir cinsellik deneyin. Eğer vajinanız kaygansa ve akıntı geliyorsa sakın cinsel ilişkiye girmeyin. Çünkü kız istiyorsanız vajinanız daha kuru olmalı ve orgazm olmamaya çalışmalısınız. Seks yapmak için en iyi zaman: Adet olmadan önceki hafta. Yalnız, adet olmadan önceki 24 saat seks yapmamanız gerekiyor.

Erkek çocuk istiyorsanız:
- Daha çok et yiyin (özellikle kırmızı eti)
- Tuzlu yemişler ve cipsler yiyin.
- Babalar bol soda için
Kız çocuk istiyorsanız:
- Hem anne hem baba; bol balık ve sebze yiyin.
- Anneler bol tatlı yiyin.

Çocuğunuzun cinsiyetinde ilişkiye girme şeklinizin etkisi var mı?
Yine büyükannelerin dediğine göre; eşinizle sevişme şekliniz de çocuğun cinsiyetini belirlemede etkin bir role sahip. İşte tavsiye edilenler,

Oğlunuz olması için:
- Sevişme sonrası bir süre yataktan kalkmadan uzanın.
- Ayakta sevişin.
- Eğer erkek daha istekli ve aktif ise oğlunuz olma ihtimali daha yüksek.
- Eğer bebek yapma fikri babadan gelmişse yine erkek çocuk olma olasılığı fazla.
Kızınız olması için:
- Kadının üstte olması
- Kadının erkekten önce orgazm olması
- Kadının seksi başlatan taraf olması önemli.

Çocuğunuzun cinsiyetinde Astrolojinin etkisi var mı?
Bizler gibi günlük horoskoplarını okuyan ve astrolojiye meraklı toplumların elbette ki bu konuda da inanacakları bir şeyler vardır.

Erkek çocuk için:
- Çeyrek ay varken sevişin.
- Gece sevişin.
- Ayın tek günlerinde sevişin
Kız çocuk için:
- Dolunayda sevişin.
- Akşamüstleri sevişin.
- Ayın çift günlerinde ilişkiye girin.

Önceki çocuklarınız
Anlatılan bazı hikayeler ise en son olan çocuğunuza bir bakmanızı salık verirler. Eğer son çocuğunuzun ensedeki saçları düz bir hizada ise oğlunuz; eğer ense saçı üçgen biçiminde aşağıya uzanıyorsa kızınız olacak demektir.

Çinliler bu konuda ne diyor?
Çinliler bu iş için değişik bir yöntem bulmuşlar. Bunu uygulamak için bir ipe bir iğne geçirin ve birisi ipin ucunda sallanan bu iğneyi avucunuzun 10-15 cm üzerine sallandırsın. İğne eğer ileri geri hareket ederse kızınız; daireler çizerse oğlunuz olacaktır.

Bu konuda uzman görüşleri
Çocuğumuzun cinsiyetini seçebilir miyiz? Belki evet, belki hayır. Yukarıda anlattığımız öykülerden çok daha güvenilir olanları çeşitli araştırmalar sonucunda tespit edilmiş ancak tüm tıp dünyası bu konuda ve bu konunun ne kadar etik (ahlaksal) olduğu konusunda ortak bir görüşe sahip değil. Bu konuda daha önce anlattığımız halk görüşleri şuna dayanmaktadır: Erkek kromozomu taşıyan sperm, kız kromozomu taşıyan spermden daha hızlı hareket eder. Peki bu konuda tıptaki ilerlemeler ne diyor? Kimi araştırmalar bu görüşü desteklerken kimileri geçerli olmadığı görüşünde. Human reproduction dergisinin Eylül 1998 sayısında yayınlanan bir araştırmada; uzmanlar Flowsitometre denen bir yöntem ile bebeğin cinsiyetinin seçilebileceğini söylediler. Bu yöntemde DNA floresanlı bir boya ile boyanıyor ve miktarı ölçülüyor. Daha önce Y-kromozomu taşıyan(erkek) spermin % 2.8 daha az genetik materyale sahip olduğu belirlenmiş. Böylece DNA'nın ölçümü ile istenen sekse ait genetik materyal elde ediliyor.

Ancak bu yöntemler tam oturmuş değil. Bunun dışında tıpta belirlenen başka yöntemlerde var. Ama hiç bir yöntem size garanti vermiyor. Hatta bazıları birbirleri ile çelişiyor. Şimdi size üç doktorun bu konuda geliştirdikleri teorilerinden bahsedeceğiz. Ancak bunlar için kadının yumurtlama zamanının doğru tespit edilmesi şart. Bunun için iki yöntem var ve özellikle bu ikisi birlikte kullanıldığında çok daha doğru bir sonuca ulaşmak mümkün. Birincisi adet döneminizde vücut ısınızı her gün düzenli ölçerek bir tablo çıkarmanız. Tam yumurtlama zamanında vücut ısınız yükselme gösterir. Bunu tam olarak değerlendirebilmeniz için birkaç dönem bu çizelgeyi hazırlamanız ve alışmanız lazım. Bir ikincisi ise yumurtlama zamanında rahim ağzı servikal mukusun değişip, daha akışkan, berrak ve fazla miktarda olması. Bunları değerlendirip yumurtlama zamanını tespit edebilirseniz hamile kalmaya hazırsınız demektir.

Shettlesmetod (Dr. Landrom Shettles ve Dr. David Rorvik)
Y kromozomu taşıyan erkek sperm diğerinden daha hızlı hareket eder, ancak X kromozomu taşıyan (kız ) sperm de diğerinden daha uzun yaşar. Bundan yola çıkarak yumurtlama zamanına ne kadar yakın ilişkiye girerseniz erkek spermi daha hızlı hareket ettiği için yumurtanızı dölleyecek ve oğlunuz olabilecektir. Eğer yumurtlama zamanından 2-4 gün önce ilişkiye girerseniz erkek spermler yumurtlama zamanına dek yaşayamayacağından ve ancak kız kromozomu taşıyanlar dayanabileceğinden kızınız olma şansı yükselir.

Whelan metodu (Dr. Elisabeth Whelan)
Bu metod biraz önce anlattığımızın tam tersini söyler. Bu metoda göre erkek spermin oluşumundaki bazı biyokimyasal değişiklikler adet döneminin erken safhasında daha etkili olur. Yani bir oğlunuz olsun istiyorsanız yumurtlama zamanından 4-6 gün önce ilişkiye girin.

Ericsson metodu (Dr. Ronald Ericsson)
Dr. Ronald Ericsson birçok kadın doğum merkezinde kullanılan bu yöntemin patent sahibi. Bu yöntem daha bilimsel şartlarda gerçekleştiriliyor. Babadan alınan spermler özel bir yöntemle filtre ediliyor yada sentrifuje ediliyor. Bu işlemden sonra hafif olan Y kromozomu (erkek) tüpün üstünde kalırken; ağır X kromozomu dibe çöküyor. Hangi cinsiyeti istiyorsanız daha sonra o alınıyor ve yapay döllenme ile rahminize bırakılıyor.

Anlattığımız tüm bu yöntemleri kullanmasanız bile yapılan araştırmalar göstermiş ki her yıl hamile kalan çiftlerin erkek çocuk yapma olasılıkları yüzde 51.2 iken, kız çocuk olasılığı yüzde 48.8'dir. Yani ufak bir farkla oğlunuz olma olasılığı daha yüksek

Yazı işlerinin notu: Yukarda sözü geçen teorilerin bir garantisi olmadığını ve bu konuda bulunabilmiş kaynaklardan bir derleme olduğunu belirtmek isteriz... Erkek olsun ya da kız olsun önemli olan sağlıklı ve mutlu bir bebek olsun... Öyle değil mi?

Mother&Baby

8/6/2007

Sezaryen ile doğum

SEZARYEN

Günümüzde anestezi yöntemlerinin
iyileşmesi, sterilite ve enfeksiyon
problemlerine karşı güçlü
antibiyotiklerin bulunması, ameliyat
dikiş materyallerindeki gelişmeler ve
cerrahi tekniklerin ilerlemesi
sonucunda sezaryen ameliyatları son
derecede güvenli ve kolay bir işlem
haline gelmişlerdir.

Sezaryen hastanın isteğine bağlı yapılabileceği gibi bazı tıbbi zorunluluklar karşısında da yapılabilir. Bu tıbbi zorunluluklar, anne veya bebeğe bağlı olabileceği gibi gebeliğin kendine has özel durumlarına da bağlı olabilir.

Yine yapılacak olan sezaryen ameliyatı, gebeliğin seyrine göre değişik gebelik haftalarında olabilir. Genel olarak amaç anne ve bebek açısından en uygun zamanı yakalamaktır.

İsteğe bağlı (elektif) sezeryen: Ülkemizde, özellikle son senelerde hastanelerdeki isteğe bağlı sezaryen oranları gün geçtikçe artmaktadır.

Burada herhangi bir tıbbi gereklilik olmaksızın, anne-baba adaylarının tercihleriyle, bebek gününü doldurduktan sonra (38. hafta sonrası), kararlaştırılan bir günde sezaryenin uygulanmaktadır.

İsteğe bağlı sezaryenlerde en sık karşılaşılan neden anne adayının normal doğumdan korkması, uzun sürebilecek olan eylemi çekmek istememesi, bebeğini en ufak bir risk altına sokmak istememesi ile normal doğumun uzun dönem sonrası olumsuz etkilerinden (rahim ve mesane sarkmaları gibi) kaçınma isteğidir.

Bebeğin rahim kanalına başla ilerlememesi: Bebeğin doğum kanalına yan, makat veya çapraz olarak gelmesi normal doğumda problemler yaratabilir.

Normalde tüm gebeliklerin %95’inde bebek başla ilerlerken, diğer durumlar %5 oranında görülür. Bu tür durumlarda bebeği riske atmamak için pek çok hekim tarafından sezaryen uygulanmaktadır.

Plasenta (eş) kısmının rahim ağzını tamamen kapatması: Bu durumda bebeğin doğum kanalında ilerlemesi kanamaya bağlı problemler yaratacak ve hem anne hem de bebek hayatını riske atacaktır.

Plasentanın (eş kısmının) erken ayrılması: Plasentanın bebeğin doğumundan önce rahim duvarından ayrılmasına "ablasyo plasenta" ya da "plasental dekolman" adı verilir. Böyle bir durumda bebeğe oksijen ve besin kaynaklarının akışı bozulur. Kanamaya bağlı anne ve bebek hayatının riske girdiği için bu durumda acil olarak bebek doğurtulmalı yani (çoğunlukla) sezeryan ameliyatı uygulanmalıdır.

Makrozomi (İri Bebek): Ultrasonda bebeğin tahmini ağırlığının normalden fazla olması durumudur. Özellikle ilk gebeliklerde, doğuma yakın zaman içinde bebeğin tahimi ağırlığının 4000 gramdan fazla olarak saptanması durumunda, bebek normal doğum riskine atılmayarak direkt olarak sezaryen planlanabilir. 

10/5/2007

Doğum kontrol yöntemleri hakkında yanlış bilinenler

Doğum Kontrol Hapları

Kilo aldırır...

Doğum kontrol haplarının içinde bulunan progesteron türevi maddeler vücutta su tutulmasına neden olabilirler. Bu etki kişiden kişiye değişmekle beraber, biriken madde "su" olduğundan, kalıcı bir kilo değişikliği yapması beklenen bir yan etki değildir. Yine haplar beyinde açlık merkezine etki ederek iştah artışına neden olabilirler. Bu etki de kişiden kişiye değişmekle beraber günümüzde kullanılan düşük dozlu (yani 35 mikrogram ve daha düşük miktarlarda östrojen içeren) hapların anlamlı bir iştah artışına ve buna bağlı olarak gıda alımının artması sonucu kilo artışına neden olmaları beklenmez.

Haplardan kaçınmanızın tek nedeni kilo almaktan korkmanız ise doktorunuza bu durumu bildirin. Belki de bu durumda en iyi çözüm hapları 4 ay boyunca kullanmak ve 4. ay sonunda sonucu değerlendirmektir. Bu süre sonunda hapların sizde kilo aldırıcı etkisi olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Sonuca göre haplara devam edebilir veya diğer yöntemlere geçiş yapabilirsiniz.

Tüylenme yapar...

Günümüzde kullanılan doğum kontrol haplarının içeriğinde yer alan progesteron türevli ilaçların testosteron ("erkeklik hormonu") benzeri etki yapması muhtemel olmakla beraber, hapların yapımında en az testosteron etkisi bulunan progesteron türevi ilaçlar kullanılır. Bu yüzden günümüzde kullanılan hapların tüylenmeyi artırması beklenmez. Aksine tüylenme tedavisinde doğum kontrol hapları birinci basamak tedavi olarak uzun zamandan beri kullanılmaktadırlar.

Kısırlığa neden olur...

Haplar bırakıldıktan sonra hapların sağladığı kan hormon seviyeleri kısa zamanda azalır ve günler içinde hap almadan önceki seviyelerine geri döner.

Hapların kalıcı hormon bozukluğu yaptıklarına dair hiçbir bilimsel veri yoktur ve teorik olarak da mümkün görünmemektedir.

Kişisel farklılıklara bağlı olarak yumurtlamanın (yani gebe kalabilirliğin) geri dönüşü bir-iki ay gecikebilir, bu süreden daha fazla bir gecikme oldukça ender görülen bir durumdur.

Özetle söylemek gerekirse bir kadın doğum kontrol hapı kullanımına başlarken gebe kalabilme açısından neredeyse, yani gebe kalabilirliği ne düzeydeyse, hapı bıraktıktan sonra bu özelliğine geri dönecektir. Dikkat edilmesi gereken nokta kadının doğum kontrol hapını kullanma süresidir. Örnek olarak 30 yaşında hap kullanmaya başlamış bir kadın kullanıma 5 yıl sonra son verdiğinde gebe kalabilirliği azalmış oacaktır. Bu azalmanın nedeni 5 yıl boyunca hap kullanması değil, gebe kalabilirlikte yaşa bağlı olarak doğal olarak görülen azalma eğilimidir.

Kanser yapar...

Elimizdeki veriler doğum kontrol hapı kullanımının rahim ve yumurtalık kanseri ortaya çıkma riskini azalttığını göstermektedir. Meme kanseri konusunda veriler çelişmekle beraber, haplar muhtemelen 5 senelik kullanımda bu kanser türünün ortaya çıkma riski üzerinde etkisizdirler. Daha uzun süreli kullanımda hapların meme kanseri riskini artırdığına dair bulgular mevcut olmakla beraber kesin bir bilgi yoktur.

Rahimağzı kanseri üzerinde hapların bir etkisi olmasının beklenmemesiyle beraber, hap kullanan kadınlarda rahimağzı kanserlerinin öncüleri daha sık yakalanmaktadır. Bunun nedeni muhtemelen hap kullanan kadınların yıllık jinekolojik muayenelerini aksatmamaları ve rahimağzı kanseri öncüsü lezyonların papsmear kanser tarama testiyle henüz belirti vermeyen bir aşamada saptanabilir olmasıdır.

Her gün aynı saatte alınmalıdır, unutulursa gebe kalınır...

Hapları almak için hatırlamanız gereken yanlızca şudur: Günde bir kez ve günün aynı zaman diliminde (tercihinize göre sabah, öğlen veya akşam). Bir günden diğerine üç dört saatlik bir farklılığın hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

Bir gün hap almayı unutursanız, ertesi gün iki tane birden aldığınızda hapların koruyuculuğunda bir azalma olmaz. Bunu alışkanlık haline getirmediğiniz sürece her adet döngüsünde ilacı bir veya iki kez unutmanızın hapların koruyuculuğu üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz.

Rahim İçi Araç (Spiral)

Koruyuculuğu düşüktür...

Spiral koruyuculuğu oldukça yüksek bir yöntemdir, ancak her yöntemde olduğu gibi spiral kullanımı esnasında da gebe kalma riski vardır.

Sizin yakınlarınızdan veya arkadaşlarınızdan "spiralle gebe kaldı" ifadesini nispeten sık duymanızın nedeni spiralin toplumda oldukça sık kullanılan bir yöntem olması ve insanlarda "hayret yaratan bu durumun" dilden dile hızlı bir şekilde aktarılmasıdır. Hormonlu spirallerin gebelikten koruyucu etkileri son derece yüksektir.

Doğum yapmamış kadınlara takılamaz...

Spiral ilk icad edildiği yıllarda gerçekten de spiral şeklinde olan, oldukça kalın bir alet idi ve takması ve çıkarması son derece zordu. Özellikle daha önceden doğum yapmamış olan kadınların rahimağızları daha sıkı ve sert olduğundan bu durumlarda RİA takılması son derece zordu.

Günümüzde halen spiral kelimesi kullanılsa da artık RİA'lar son derece incelmiş olup kolay bir şekilde takılıp çıkartılabilmektedir.

Diğer yöntemler gözden geçirildikten sonra etkili başka bir yöntem bulunamadığında daha önceden doğum yapmamış olan kadınlara da spiral takılabilir.

Mutlaka adet kanaması döneminde takılmalıdır...

Spiralin adet kanaması döneminde takılmasının tercih edilme nedeni adet görmenin bir anlamda gebe olunmadığının bir göstergesi olarak kabul edilmesidir.

Yine adet görme esnasında rahimağzı hafifçe açılmış olduğundan takılması da daha kolay olmaktadır.

Kadının gebe olmadığından emin olunduğunda, spiral herhangi bir günde takılabilir.


Takvim Yöntemi

Adet kanaması devam ederken gebe kalınmaz...

Üreme çağında olan bir kadın, teorik olarak adet döngüsünün her gününde gebe kalabilir. Kadının gebelik oluşumu açısından en elverişli günleri yumurtlamanın olduğu gün ve bundan önceki üç gündür. Spermler üç gün boyunca genital kanalda bekleyebilir ve yumurtlama sonrası ilk 12-24 saatte döllenmesi gereken yumurta hücresine ulaşıp onu dölleyerek gebeliği başlatabilirler.

Spermlerin üç günden daha fazla, 7 güne kadar yaşayabileceği bilinmektedir. Bu durumda örnek olarak adet kanaması devam ederken girilen bir ilişkide genital kanala giren spermler, adet döngüleri kısa olan (yani yumurtlaması döngünün 14. gününden önce olan ve böylece bir adet kanamasının ilk gününden diğer adet kanamasının ilk gününe geçen süre 28 günden kısa olan) bir kadında veya adet döngüsü 28 gün olmasına karşın yalnızca o aya özgü olarak tesadüfen daha kısa sürmüş bir kadında yumurta hücresini bulup gebeliği başlatabilirler.

Takvim yönteminin nispeten başarısız bir yöntem olmasının nedeni kadında ne zaman yumurtlama olacağının %100 doğrulukla tahmin edilememesidir.

Dışa Boşalma

Bu yöntemi kullanırken sıklıkla yapılan hata, spermlerin yalnızca ejakulasyon sıvısında (yani meni sıvısında) bulunduğunun sanılmasıdır. Halbuki ejakülasyon öncesi dönemde penisten dışarı salınan az miktardaki şeffaf ve kaygan sıvıda da spermler az miktarda da olsa bulunmaktadırlar. Bazı durumlarda bu az sayıda spermler bile gebeliği başlatmak için yeterli olabilmektedir.

Gerçek birleşme olmadan gebe kalınmaz...

Gerçek bir birleşme olmaksızın da gebe kalmak mümkündür. Bu, oldukça düşük bir ihtimal olmasına karşın, özellikle vajinanın giriş kısmına yakın olan boşalmada, spermler ejakulasyon esnasında penisten belli bir hızla dışarı "fışkırma tarzı" atıldıklarından spermlerin bir kısmının vajinaya girmesi ve buradan genital kanalın içine doğru ilerleyerek gebeliği başlatması mümkündür.

10/5/2007

Aile planlaması yöntemleri

DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ

İdeal bir korunma yöntemi gebeliği kesin olarak önlemeli, sağlığa zarar vermemeli, uygulaması kolay olmalı, maliyeti düşük olmalı ve çiftler tarafından benimsenmelidir.

Aile planlaması, istenildiği zaman, istenilen sayıda çocuk sahibi olmaktır. Her kadının istediği zaman ve istediği sayıda çocuk sahibi olması en doğal hakkıdır. Ancak kontrolsüz, birbirini takip eden doğumlar ve düşükler anne-çocuk sağlığını tehdit eder.

Aile planlaması, istedikleri zaman, istedikleri sayıda çocuk sahibi olmaları için ailelere verilen hizmetlerin tümüdür. Aile planlaması ailelerdeki kişi sayısını sınırlandırma anlamını taşımaz. Amaç anne ve doğacak çocukların sağlıklı olması ve çocuk sahibi olmak istendiğinde gebeliğin oluşmasıdır. Çünkü iki yıldan az aralıklarla yapılan doğumlar annenin vücut sağlığını önemli ölçüde bozmakta, gebelik sırasında riskleri artırmakta, hatta ara vermeden arka arkaya yapılan doğumlar anne ölümlerine neden olmaktadır. Ayrıca sık aralıklarla doğan çocukların anne karnında gelişmeleri tam olmamakta (doğum ağırlığı düşük bebekler), sakatlık oranı yükselmekte, bakımları güçleşmekte ve bebek ölümleri artmaktadır.

Bütün bunlar gözönüne alındığında aile planlamasının amaçlarını şöyle sıralayabiliriz ;
* Bireyleri ve aileleri, üreme sağlığı konusunda eğitmek
* Anne ölümlerini önlemek ve sağlığını korumak
* Bebeklerin sağlıkla doğmalarını ve yaşamalarını sağlamak
* Yüksek riskli gebelikleri önlemek
* İstenmeyen gebelikleri önlemek
* Çocuk sahibi olmak isteyenlere tıbbi yardım sağlamak
* Bireyleri aile planlaması yöntemleri konusunda eğitmek.
Türkiye’de aile planlaması hizmetleri; Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan sağlık ocakları, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri ve hastanelerin yanında SSK hastaneleri, üniversite ve diğer kamu kuruluşlarının hastaneleri ve özel sağlık merkezlerinde verilmektedir. Kamu kuruluşlarında, kondom ve doğum kontrol hapları ücretsiz dağıtılmakta, rahim içi araç (RİA) ücretsiz ya da çok düşük bir ücret karşılığında uygulanmaktadır.

İDEAL BİR KORUNMA YÖNTEMİ NASIL OLMALIDIR?

İdeal bir korunma yöntemi gebeliği kesin olarak önlemeli, sağlığa zarar vermemeli, uygulaması kolay olmalı, maliyeti düşük olmalı ve çiftler tarafından benimsenmelidir.

AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

PREZERVATİF-KONDOM- KILIF
Kondom ilişki öncesi erkeğin sertleşmiş penisine takılan, latexten yapılan ince ve esnek bir kılıftır. Erkek spermlerinin hazneye ve oradan da rahime dökülmesini, dolayısı ile sperm ve yumurtanın birleşmesini engelleyerek, gebeliği önler. Ayrıca prezervatif AIDS, sifiliz, bel soğukluğu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak içinde kullanılır. Halk arasında kılıf diye de bilinir. Cinsel ilişki öncesi doğru şekilde ve her ilişkide yeni bir adet kullanıldığında koruyuculuk oranı % 95 - 98’ dir. Uç kısmında meninin birikmesi için küçük bir boşluk bırakılır. Her bir prezervatif bir defa kullanılmalıdır. İlişki sonrasında prezervatif kontrol edilerek herhangi bir yırtılma varsa koruyuculuğu kalmayacağından bir doktora danışılmalıdır. Sağlığa hiçbir zararı yoktur.Kondom ile korunan çiftler her ilişkide kondom kullanmalıdır. Kullanmak için muayene olmak ya da reçete gerekmez.

DİYAFRAM
Diyafram, serviksi örten yuvarlak, kenarları daha sert, kauçuk bir araçtır. Diyafram rahim ağzına takılarak spermlerin içeriye girmesini engeller. Diyafram ve sperm öldürücüler birarada ve doğru kullanıldığında etkinlikleri artar. Sperm öldürücüler, vajinadaki tüm spermleri işe yaramaz hale getirir. Diyafram tarafından fiziksel olarak engellenemeyen spermleri öldürmek için spermisit jel yada kremle birlikte kullanılır. İlişkiden önce kadın tarafından yerine yerleştirilir. İlişkiden sonra en az 6 saat yerinde bırakılmalıdır. Sağlığa bir zararları yoktur.

SPERMİSİTLER
Vaginal spermisitler, spermlerin servikse ulaşmadan etkisiz hale getirilmeleri için vaginaya konulur. Kontraseptif köpük, tablet, sünger ve kremler spermi etkisiz hale getiren spermisit denilen madde ihtiva ederler. Spermisitlerin diğer kontrol yöntemlerine göre daha az etkilidirler ve her cinsel ilişkide uygulanması gerekir, daha etkili olması için bir süre beklenmelidir.

SPİRALLER
Rahim içine uygulanarak yumurtanın rahim içine naklini, spermlerin yumurtanın yanına gitmesini ve döllenme olsa bile rahim içinin özelliklerini bozarak döllenmiş yumurtanın yerleşmesini engellerler. Çıkarıldığında doğurganlık geri döner. Yan etkileri yok denecek kadar azdır, kontrolleri düzenli olarak yapılrsa 10 yıl süre ile % 98 oranında korur.

DOĞUM KONTROL HAPLARI-İĞNELER
Ertesi Gün Hapı: Doğum kontrol yöntemi değildir. Korunmasız cinsel ilişkiden sonra, kullanılır. Rahim içi tabakasının yerleşme için elverişsiz hale getirmek için, kadın son 72 saat içinde hiçbir korunma uygulamaksızın cinsel ilişkide bulunmuş ise kombine doğum kontrol haplarından içinde 50 mcg etinilöstradiol bulunanlardan iki adet 30 mcg etinilöstradiol olanlardan 3 adet alır. 12 saat sonra aynı doz tekrarlanır. Mide bulantısı yapabilir. Kullanıcı 6 hafta içinde adet görmezse gebeliğin araştırılması gerektiği bilinmelidir.
Kombine Oral Kontraseptif Haplar: İçlerinde Östrogen ve progesteron hormonları bulunan bu haplar çok güvenilir bir doğum kontrol yöntemi olarak kabul edilmektedir. Östrogen hormonu yumurtlamayı önler ve döllenmiş yumurtanın gelişmesini ve rahim içine yerleşmesini engeller. Progesteron ise spermlerin rahim ağzından geçişlerini engellemektedir. Yakında evlenecek kişiler için evlenmeden 1 ay evvel hap almaya başlaması tavsiye edilir. Haplar ağızdan alınır, 21 ile 25 gün kullanılanları vardır.
İğneler: Ayda bir veya üç ayda bir uygulanan progestin hormonu içeren uzun etkili korunma metodudur. Enjeksiyon iğne tipine göre her ay, ya da 3 ayda bir kalçadan veya koldan uygulanır. Spermlerin rahim ağzından geçişini engeller. Kadında yumurtlamayı önler. Rahim iç dokusunun ince kalmasını ve döllenmiş yumurtanın yerleşmesini engeller. Kullanımları bırakıldığında doğurganlık geri döner. Etkili bir korunma yöntemidir. Kullanmadan önce mutlaka bir muayeneden geçip hangi yöntemin nasıl kullanılacağı hekim ve çift tarafından kararlaştırılmalıdır.

KADINLARDA KORDONLARIN (RAHİM KANALLARI) BAĞLANMASI
Tüp ligasyonu olarak da adlandırılan işlem, kadınlarda yumurtanın geçtiği rahim kanallarının kapatılması ya da bağlanmasıdır. Genellikle genel anestezi ile yapılan küçük bir ameliyat gerektirir. Yaklaşık yarım saat sürer ve hasta aynı gün evine dönebilir. Yöntemle sperm ve yumurtanın karşılaşması engellenir. Geri dönüşü yoktur. Herhangi bir şekilde adet bozukluklarına ya da hormonal değişime, cinsel istek azalmasına neden olmaz. Kesinlikle bir daha çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler tercih etmelidir.

ERKEKTE SPERM KANALLARININ BAĞLANMASI
Vasektomi olarakta adlandırılan işlem, erkekte lokal anestezi ile spermin geçtiği kanalların kesilmesi veya bağlanmasdır. Geri dönüşü yoktur. Ancak erkeklik gücünde ya da cinsel ilişkide herhangi bir azalmaya veya değişmeye neden olmaz. Bu yöntemi de bir daha çocuk sahibi olmak istemeyen çiftler tercih etmelidir.

8/5/2007

HAMİLELİK SÜRECİ

Zayıf hamilelik sağlıklı mı?

Sürekli zayıf görmeye alışık olduğumuz göz önündeki insanların başlattıkları "zayıf hamilelik" konusu kafaları karıştırmış durumda. "Hamilelik boyunca ne kadar kilo almak normal, fazlası ve azının ne gibi tehlikeleri var?" sorularını Op. Dr. Oktay Özçörekçi ile konuştuk.

Son yıllarda "zayıf hamilelik" konusu çok konuşulmaya başladı. Ebru Şallı'nın ardından Demet Şener de zayıf hamileler listesindeki yerini aldı. Onlara uymak isteyen anne adayları ise, kilo almamak adına bilinçsizce, bir uzman doktordan yardım almadan sıkı bir diyet programına başlıyorlar. Bu da, hem annenin hem de bebeğin sağlığını tehlikeye atmak anlamına geliyor. Diğer taraftan bunun aksi durumda da aynı tehlike söz konusu. Yani ne güzellik uğruna zayıf kalmak ne de tamamen kendini salıverip yemeklere kaptırmak doğru. Unutulmaması gereken en önemli nokta; hamilelik döneminde "kilolu" hissetmek ve kendini beğenmemek geçici bir durum.

Bir gebelik, annenin son regl tarihinin ilk gününden itibaren 28 günlük ay takvimi hesabıyla 10 ay (40 hafta ya da 280) gündür. Gebelik sırasında ortalama toplam 11-14 kilo alınmasına karşın, yalnızca bir kilo gibi küçük bir oranı "ilk üç aylık dönemde" alınır. Bunun 3-3,5 kilosu bebek ve eklerine (plasenta ve poş suyu), gerisi de her ay başına bir kilodan 10 ayda 10 kg. olarak anneye aittir. İlk üç aylık dönemde, ceninin taslağı, tüm önemli yapıları ve organ sistemleri oluşur. 12. haftada cenin, ortalama 7 cm uzunluğunda ve 28 gr. ağırlığındadır. İkinci üç aylık döneme, "altın dönem" de denir. Bu dönemde, bulantı azalır, uyku düzelir, iştah artar. Buna bağlı olarak kilo artışı olur. Gebelikte kilo artışının aşırı olmaması; gebelik öncesi ağırlığına bağlı olarak; yerleşmiş kilonun üzerine biraz daha fazla kilo binmesiyle şişmanlığın getirdiği yeme-acıkma, acıkma-yeme kısır döngüsü gebelikle beraber daha belirgin yaşanmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle, gebelik öncesi fazla kilolardan kurtularak hamileliğe başlanırsa, bu yeme-acıkma kısır döngüsünün önüne geçilebilir. Zayıf hamileler, uzman kontrolünde gebelik öncesi fazla kilolarını atarak sağlıklı beslenip, bebek ve anne sağlığı için koruyucu bir programa tabi tutularak hazırlanıyorlar. Adeta bir sporcunun maratona hazırlanırken antrenör kontrolünde bilinçli olarak mücadeleye hazırlanması gibi. Bu anlatılanlara iki örnek; medyanın gözünün hep üzerlerinde olduğu ünlü mankenlerden Ebru Şallı ve Demet Şener. Görsel basında değişimlerini izlediğimiz bu mankenler, gebelikleri öncesi fazla kilolarını atmaları bir tarafa, meslekleri uğruna fedakarlık yaparak kendi normal bedenlerinin de altına inip trend bir tabirle adeta "sıfır beden" olarak hamileliklerine başladılar. Mutlaka uzmanlar kontrolünde yapılması gereken bu sağlıklı az kilo alarak geçirilen hamilelik, doğum sonrası kilolarından kısa sürede kurtulmak için yardımcı olur. Ancak unutulmaması gereken; fazla kilo almamak uğruna hem annenin hem de bebeğin hayatını tehlikeye atmak kötü sonuçlar doğurabilir.

Blogcu ile yapıldı