Blogumuzda bulunan yazılar tamamen bilgilendirme amaçlıdır.Hastalık ve rahatsızlıklarınızın tedavisi için lütfen doktorunuza veya enyakın sağlık birimine başvurunuz.

30/10/2007

Kalp krizi gelirse ne yapmalı?


Kalp krizine erken müdahale edilmediği takdirde beslenemeyen kalp kasının öldüğünü anlatan Prof. Dr. Mustafa Şan, "Bu da kalbin vücuda kan pompalama fonksiyonunu bozabilir ve bu durum ölümle sonuçlanabilir." açıklamasında bulundu.

Kalp krizinin aniden bastırması durumunda, paniğe kapılmadan üst üste kuvvetlice öksürmenin yararlı olduğu belirtildi. Öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alınmasını tavsiye eden uzmanlar, "Öksürükleriniz güçlü olsun, derinden gelsin ve uzun sürsün, tıpkı göğsünüzde birikmiş balgamı atmaya çalışır gibi öksürün. Her iki saniyede bir derin nefes alıp öksürün ve bunu ya yardım gelene dek ya da kalp atışlarınız tekrar normale dönene dek sürekli yapın." tavsiyesinde bulunuyor.

Bursa Özel Çekirge Kalp ve Aritmi Hastanesi'nden Prof. Dr. Mustafa Şan, kalp krizinin, kalbi besleyen ve onun canlılığını sağlayan koroner arterlerden birinin ani tıkanması sonucu beslediği kalp kasına kan gitmemesi ile ortaya çıkan hastalık olduğunu kaydetti. Kalp krizine erken müdahale edilmediği takdirde beslenemeyen kalp kasının öldüğünü anlatan Prof. Dr. Şan, "Bu da kalbin vücuda kan pompalama fonksiyonunu bozar ve ölümle sonuçlanabilir. Ayrıca kalp krizi anında ciddi, ölümle sonuçlanabilen ritim bozuklukları da ortaya çıkabilir. Sigara, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, şeker hastalığı, yaş, erkek cinsiyet ve ailede erken yaşta kalp krizi olması risk faktörleridir. Ayrıca önemi yeni anlaşılan fibrinojen, homosistein, lipoprotein, stres gibi risk faktörleri de vardır. Göğüste kollarla boyuna vurabilen baskı şeklinde göğüs ağrısı, terleme, nefes darlığı, çarpıntı, baygınlık hissi gibi belirtilerin tek ya da bir arada görülmesi de en büyük belirtidir." dedi.

"Yalnız başınayken kalp krizi geçirirseniz nasıl hayatta kalırsınız?" diyen Prof. Dr. Mustafa Şan, şöyle devam etti: "Pek çok insan kalp krizi geçirdiği sırada tek başına oluyor; etrafta yardım edecek kimse bulunmuyor. Kalp atışları düzensizleşen ve kendisini bayılacakmış gibi hisseden birinin bilincini yitirmeden önce yalnızca 10 saniye kadar zamanı vardır. Bu durumda ne yapmanız gerekir? Paniğe kapılmadan üst üste kuvvetlice öksürmeye başlayın.

Öksürmeden önce her seferinde derin bir nefes alın; öksürükleriniz güçlü olsun, derinden gelsin ve uzun sürsün, tıpkı göğsünüzde birikmiş balgamı atmaya çalışır gibi öksürün. Her iki saniyede bir derin nefes alıp öksürün ve bunu ya yardım gelene dek ya da kalp atışlarınız tekrar normale dönene dek sürekli yapın. Derin nefes almak ciğerleri oksijenle doldurur. Öksürmek kalbe tazyik yapar ve kan dolaşımını rahatlatır. Kalbe uygulanan bu tazyik, kalbin normal ritmine dönmesini kolaylaştırır. Bütün bunlar size, bilincinizi kaybetmeden önce hastaneye yetişecek zamanı tanır. Bu bilgi sayısız insanın hayatını kurtarabilir. Asla 'benim başıma gelmez' diye düşünmeyin. Hayat tarzımızın epeyce değiştiği şu son yıllarda artık her yaşta insan kalp krizi geçiriyor."

ZAMAN 

14/5/2007

Çağımızın Hastalığı: Depresyon

Kendini karanlık bir buluta girmiş gibi hissediyor, içinden hiç bir şey yapmak gelmiyordu. Sanki beynindeki saat durmuş, akıp giden zamanın dışında kalmış, unutulmuştu. Geceleri yatağa girdikten donra saatlerce dönüp duruyor, arada uykuya dalsa bile genellikle gün ışımadan uyanıyor, bir daha da gözüne uyku girmiyordu.

 

Birisiyle konuşurken dalıp gidiyor, dikkatini konuşulan konuya veremiyordu. Son günlerde olur olmaz şeyler için ağlamaya başlamıştı. İçinde hiç geçmeyen bir mahsunluk, bir terkedilmişlik duygusu vardı. Geçmişini gözden geçirdiğinde pişmanlık duyuyor, gelecek için umut besleyemiyordu. Ölüm bir kurtuluş gibi görünüyor, ancak çocukları aklına geliyor ve düşündüklerinden korkuya kapılıyordu.

 

Sonunda, eşinin baskısıyla bir psikiyatriste gitmeyi kabul etti. Görüşme sırasında oldukça sakindi. Yalnızca bir kez, intihar planlarından ve çocuklarının annesiz kalmalarından duyduğu korkudan söz ederken ağladı. Depresyon tanısını yadırgamadı. İlaç kullanması ve görüşmelere gelmesi gerekiyordu.

 

İki hafta sonra, kendisini çok daha iyi hissediyordu. Ancak, tam olarak iyileşmesi bir ayı buldu. Bu arada, aslında yıllardır ılımlı bir depresyon içinde yaşamakta olduğunun farkına vardı. gençlik yıllarındaki heveslerini ve heyecanlarını yitirmesinin aradan geçen yılların doğal bir sonucu olmadığını, otuz beş yaşında da geleceğe yönelik umutlar beslenebileceğini gördü.

Depresyon en sık rastlanan ruhsal bozukluk


Yukarıdaki öykünün kişisel bazı bölümleri var. Herkesin depresyonu aynı özellikleri göstermiyor. Kiminde karamsarlık ve umutsuzluk, kimindeyse genel bir ilgisizlik ve yaşamdan zevk alamama ön plana geçiyor. Bazıları uykusuzluk ve iştahsızlıktan yakınırken, bazen tam tersine aşırı bir uyku ve tıkınırcasına yemek yeme davranışı görülüyor.

 

Ancak, şu ya da bu biçimde, depresyon toplumda en sık rastlanan ruhsal bozukluk. Her on erkekten birisi ve her beş kadından birisi yaşamı boyunca bir kez depresyon geçiriyor. Bu yüksek oranlar nedeniyle, depresyon psikiyatrinin soğuk algınlığı olarak biliniyor.

Depresyon her yaşta görülebiliiyor. Kadınlarda en sık otuzbeş kırkbeş yaşları arasında, erkeklerde ise kırkbeş altmışbeş yaşları arasında ortaya çıkıyor. Depresyon riskinin en düşük olduğu grup evli erkekler. İkinci sırada evli kadınlar geliyor. Bir başka deyişle, evlilik depresyona karşı koruyucu bir rol oynuyor. En riskli grup ise ayrılmış ya da boşanmış kadınlar.

İstatistiklerdeki en çarpıcı sonuçsa, kuşkusuz, depresyon oranlarının yıllar içinde gösterdiği büyük artış. Son yirmibeş yılda toplumda depresyon görülme sıklığının on ile yirmi kat arasında arttığı bildiriliyor. Depresyon özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşıyor. Bu nedenle, bazı araştırmacılar, dünyanın melankoli çağına girmekte olduğunu ileri sürüyorlar.

 

Depresyon ve intihar

 

Depresyonun en dramatik sonuçlarından birisi intihar. Depresyon geçiren kişilerin yüzde onbeşi yaşamlarını intiharla noktalıyorlar. Bu oran genel toplum ortalamasının yaklaşık otuz katı. Dolayısıyla, depresyonda intihar girişimlerine yönelik önlemler yaşamsal bir önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde bu amaçla kurulmuş intihar önleme merkezleri var. Söz konusu merkezler ülkemizde de bazı büyük kentlerde kurulma aşamasında. Alınan diğer önlemler arasında, basındaki intiharı kışkırtıcı yayınların denetlenmesi, büyük köprüler gibi intihar için sık tercih edilen yerlerde önlem alınması, ateşli silah bulundurulması konusunda bazı kısıtlamaların uygulanması sayılabilir.

 

Depresyonun nedenleri:

Kişiyi depresyona sürükleyen nedir? Neden, yaşam insanın gözüne çekilmez bir yük gibi görünmeye başlar? Çoğu zaman, kişinin başından bazı olumsuz olaylar geçmiştir. Bir yakınının ölümü, ağır bir hastalık, evlilikle ilgili sorunlar, ayrılık, işsizlik gibi bir çok neden saptanabilir. Ancak bunların varlığı soruyu tam olarak yanıtlamıyor. Çünkü, bir çok kişi bu tür sorunlarla karşılaşırken, yalnızca bazıları depresyon geçiriyor? Dolayısıyla, bazı kişilerde depresyona bir yatkınlık söz konusu.

 

Bugünkü bilgimize göre, depresyondaki en önemli yatkınlık etkeni kalıtım. Yapılan araştırmalar, depresyon geçiren kişilerin akrabalarında da depresyonun sık görüldüğünü gösteriyor.

Öte yandan, depresyona yatkın kişilerde bazı kişilik özellikleri dikkat çekiyor. Kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye çalışıyorlar. Bunlar genellikle aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu yüksek kişiler. Sürekli mükemmeli arıyor, ulaştıkları başarıları yetersiz görüyorlar. Onurlarına fazla düşkünler. Öfkelerini genellikle belli etmiyor, sıkıntılarını içlerine atıyorlar.

Ayrıca, depresyon ilaçlara ya da bedensel hastalıklara bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Tansiyon ilaçları, tüberküloz tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ve steroidler söz konusu ilaçlar arasında sayılabilir. Beyin kanamaları ve beyindeki damar tıkanıklıklarından sonra da sıklıkla depresyon ortaya çıkıyor. Depresyona yol açabilen diğer hastalıklar kanser, şeker hastalığı, kalp hastalıkları, ağır kansızlık ve tiroid bezi hastalıkları. böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda da depresyon sık görülüyor.

 

 

Cinsiyete özgü farklar

 

Yapılan araştırmalar kadınların depresyon konusunda erkeklere göre daha açık sözlü olduklarını gösteriyor. Kadınlar genellikle duygularını kolay açığa vuruyor, yaşadıkları sıkıntıyı dile getirip yardım talebinde bulunuyorlar. Erkeklerse, 'erkek adam ağlamaz' deyişini haklı çıkaracak şekilde davranıyor, depresif duygularını ve umutsuzluklarını gizlemeye, güçlü erkek imajından taviz vermemeye çalışıyorlar.

 

Beyinde neler oluyor

 

Depresyon, hangi nedene bağlı olursa olsun bir beyin hastalığı. Depresyon geçirmekte olan kişiler üzerinde yapılan incelemeler, bu kişilerin beyinlerinde depresyon sırasında bazı değişiklikler olduğunu gösteriyor. En sık rastlanan bulgu, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan kavşaklardaki tıkanıklık. Geçişten sorumlu maddelerin üretimindeki ya da karşı tarafa iletilmesindeki bir bozukluğun depresyona yol açabileceği ileri sürülüyor.

 

Tedavi

 

Depresyon ilaç tedavisine iyi yanıt veren bir bozukluk. Hastaların büyük bölümünde iki üç hafta içinde belirgin bir iyileşme görülüyor. Eğer uygun dozda ve yeterli süre ilaç kullanımına rağmen istenen düzelme sağlanamazsa bazı ek ilaçlar ve son çare olarak da elektroşok tedavisi deneniyor.

 

Psikoterapi, daha çok hafif depresyonlarda tercih edilen bir yöntem. Hastalığın şiddetli döneminde genellikle pek yarar sağlamıyor. Ancak, ilaçlarla belirli bir yatışma sağlandıktan sonra tedaviye eklenmesi, kişinin kendisini ve depresyona zemin hazırlayan kişilik özelliklerini daha iyi tanıması yönünden önem taşıyor.

9/5/2007

Stres fıtık yapıyor

Stresin başta boyun olmak üzere çeşitli bölgelerde fıtığa neden olduğu vurgulandı.

Stres sonucu sırt ve bel kaslarında oluşan kasılma sonucu omurların arasında bulunan diskin gerildiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Güler, “Stres başta boyun olmak üzere çeşitli bölgelerde fıtığa neden oluyor. Strese bağlı fıtıklar kadınlarda daha fazla görülüyor. Bunun en büyük nedeni ise aile içi sorunlar. Yaşanan sorunları kadınlar genellikle içlerine atıyor ve dışarı vuramıyorlar” dedi.

Güler, bu tür hastaların sıkıntılarının azalmaması durumunda uygulanacak tedavide, ilacın dahi fayda etmeyeceğine dikkati çekti.

“EN AZ 15 DAKİKA DİNLENİLMELİ”
Prof. Dr. Mustafa Güler, gerginlik ve stresin kalp, mide, bağırsak sistemi ve hormonal bozukluklara neden olduğunu vurgulayarak, “Fıtıkta iklimsel özellikler de etkilidir. Özellikle Karadeniz’in rutubetli olması, stres oluşumunda büyük rol oynar. Stresten kurtulmanın en önemli yolu, insanın her gün kendine en az 15 ile 60 dakika arasında dinlenme zamanı ayırmasıdır. Biraz dinlenmek, en azından o günün stresinden bir nebze olsun uzaklaşmaya yardımcı olur” diye konuştu.

AĞRININ DAHA FAZLA HİSSEDİLMESİNE NEDEN OLUYOR
Güler, stres ve gerginliğin kişinin daha fazla ve şiddetli ağrı hissetmesine neden olduğunu söyledi. Stres ve gerginliğin hiçbir şey yokken ağrı duyulmasına neden olabileceğini belirten Güler, şöyle devam etti:
“Stres, normal ağrının 3-5 kat daha fazla hissedilmesine neden oluyor. Stres, insanı ağrıya karşı hassaslaştırır. Hastalıkların yarısı gerginlikten kaynaklanıyor. İnsanlar hastalıklarının geleceğini nasıl etkileyeceğini ve ailesinin durumunu düşündükçe daha fazla etkileniyorlar.”

Blogcu ile yapıldı